Her Partide Varlar, Ama Burada EşitlerSağlık
Sağlık· Manisa· Hazırlayan: TAMGA Haber Merkezi· İlk yayın:

Her Partide Varlar, Ama Burada Eşitler

Özetle
  • Rozetlerin hükümsüz olduğu yer: mahalle Geçen hafta bir eczane kuyruğunda duydum.
  • Önümdeki adam telefonda "yine kesinti" diye söyleniyordu; arkamdaki kadın "bizim mahallede üç gündür su yok" dedi.
  • Birbirlerini tanımıy…

Rozetlerin hükümsüz olduğu yer: mahalle

Geçen hafta bir eczane kuyruğunda duydum. Önümdeki adam telefonda "yine kesinti" diye söyleniyordu; arkamdaki kadın "bizim mahallede üç gündür su yok" dedi. Birbirlerini tanımıyorlardı. Hangi partiye oy verdiklerini de bilmiyorum; soran olmadı. Sorsaydım muhtemelen farklı cevaplar alırdım. Ama dertleri aynıydı, cümleleri aynıydı, yorgunlukları aynıydı.
Bu yazı o kuyruk hakkında.
Yanlış çizilen çizgi
Türkiye'de siyasetin bize en uzun süre inandırdığı şey, bizi bölen çizginin partiler arasından geçtiğidir. Geçmiyor. O çizgi, derdi yaşayanlarla derdi uzaktan yönetenler arasından geçiyor. Mutfağa giren zamla, kesilen suyla, kapanan dükkânla, işe alınmayan evlatla yaşayanlar bir tarafta; bunları "veri", "konjonktür", "küresel kriz" kelimeleriyle anlatanlar öbür tarafta.
İktidar partisine oy verip hayal kırıklığına uğrayanla, muhalefete gönül verip sesini duyuramayan aynı kaldırımda yürüyor. Aralarındaki tek fark şu: biri bunu kabul etmeye başladı, diğeri hâlâ kendi partisinin "bu sefer" yapacağına inanmak istiyor.
Ankara'nın yapamadıkları
Genel merkezlerin yapamadığı şeyin adını koymak gerek: yerelin sesini duymak. Mahalle teşkilatı aylarca "şu sokakta aydınlatma yok" der; cevap bir sonraki seçim takviminde gelir. Sandık gönüllüsü "bu ihale neden tek teklifle kapandı" diye sorar; cevap "bizim il başkanı halleder" olur. Halletmez.
Bunu uzaktan söylemiyorum, belgeyle söylüyorum. Bu kentte tek teklifle kapanan ihaleleri, yaklaşık maliyetin üstünde imzalanan sözleşmeleri, belediyenin kendi şirketine verdiği işleri haftalardır tek tek yazıyoruz. O belgelerin hiçbirinde parti amblemi yok. Hepsinin altında aynı imza var: rekabetsizlik. Rekabetsizliğin faturasını ödeyen de belli: oyunu kime verdiğinden bağımsız olarak, vergisini ödeyen vatandaş.
Partiler bu belgeleri okumuyor; çünkü belge okumak, kendi listesindeki ismi de görmek demek. Kutuplaşma bu yüzden bir kaza değil, bir yöntem: "biz ve onlar" diye bölünmüş bir toplum, kimin ihalesini kimin aldığını sormaz, sadece karşı tarafı suçlar.
Rozetlerin hükümsüz olduğu yer
Ama mahalle öyle çalışmıyor. Mahallede komşunun partisi değil, musluğu konuşulur. Esnafın, çiftçinin, fabrika işçisinin, öğretmenin, emeklinin ortak paydası parti programlarında değil, aylık giderde yazar. Açlığın partisi olmaz. Adaletsizliğin partisi olmaz. Geleceksizlik kaygısının partisi olmaz.
"Her partide varlar, ama burada eşitler" cümlesi bir slogan değil, bir gözlem. Eczane kuyruğundaki o iki insan, siyasetin yıllardır bölmeye çalıştığı hâlde bölemediği şeyin ta kendisi. Sıfatlarını kapıda bırakmış değiller; sıfatları orada hiç işe yaramıyor.
Bu bir yürüyüş mü?
Bazıları bunu bir yürüyüşe benzetiyor. Benzetme doğru; ama yanlış anlaşılmasın, takvime yazılmış, pankartlı, meydanlı bir yürüyüşten söz etmiyorum. Bu yürüyüş her sabah yapılıyor. Kesintiyi belediyeye değil komşusuna soran, ihale ilanını okumayı öğrenen, "benim partim ama bu yanlış" diyebilen, yanlışı belgeyle göstereni "hain" değil "komşu" sayan insan tarafından yapılıyor. Kimse kimseyi davet etmedi; herkes zaten yoldaydı.
Siyasetin asıl korkusu da bu: kalabalık değil, kalabalığın birbirine bakıp "senin derdin de benimki" demesi. Çünkü o an genel merkezin vekaleti geri alınmış olur. Oy yine verilir; ama biat verilmez.
Nereden başlar?
Buradan. Mahallenin ihale ilanını okuyarak. Meclis gündemine bakarak. "Neden tek teklif?" diye sormayı ayıp saymayarak. Kendi partisinin yanlışını önce kendisi söyleyerek. Belgeyi bayraktan üstün tutarak.
Ankara bunu yapamadı; yapamazdı, çünkü Ankara'nın işi mahalleyi yönetmek, mahalleyi dinlemek değil. Dinlemek yerelin işi. Ve yerel, bu kez beklemek yerine okumaya başladı.
Her partide varlar. Ama burada — bu kuyrukta, bu mahallede, bu belgelerin önünde — eşitler.

PaylaşXWhatsAppFacebook